23 Nisan 2013 Salı

Hayatı hileyle yaşamak...



Günlük hayatımızın vazgeçilmezi elektronik ve teknolojik cihazlarla o kadar çevrilmiş durumdayız ki, hepsinde vakit geçirmek için birtakım uğraşlar bulmak mümkün. Flash destekli, bağımlılık yaratan, saatleri, bazen günleri öldürdüğümüz oyunlar; onların dışında masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda oynanan oyunlar ve daha niceleri… Kimi zaman bu oyunları hileyle oynadığımız da oluyor, itiraf edelim şimdi. Ancak böyle yaparken pek çoğumuzun aklından, “Keşke hayatta da böyle hileler olsaydı…” diye geçiyordur muhakkak. Sahi, hayatı da hileli yaşasaydık nasıl olurdu?


Öncelikle muhakkak görünmezlik hilesi olurdu bence. İnsanlar başkalarına görünmeden o kadar çok şey yapmak istiyorlar ki… Belli bazı yasaklar ve kurallar sebebiyle ("Yasağın ilk kuralı onu çiğnemektir") insanların yapmak isteyip de yapamadığı çok şey olduğuna eminim. Yaşını doldurmadan bara meyhaneye, festivallere alınamamak, ya da sırf dış görünüşün sebebiyle uygun olmayan ortamlara girememek gibi insanın “Görünmez olaydım hele…” diye düşündüğü anlar yok değildir.

Bir diğer hile de ışınlanma hilesi olurdu bak. Dünya kalabalık bir gezegen bunu kabul edelim. Hepimiz sanki bize emredilmiş gibi gidilmeyen, ayak basılmayan yerleri öylece bırakıp dip dibe yaşamaya mahkûmuz. Hâliyle trafik de var (hem insan hem araç trafiği) ve bir yere gitmek isterken plânladığımız sürede varamayabiliyoruz kimi zaman. Hele hafta içi sabah saatlerinde, herkesin işe gitmeye ve işten çıkmaya çalıştığı o saat aralıkları yok mu? O vakitlerdeki trafik berbat oluyor! Bir nevi hayatımız yollarda geçiyor diyebiliriz. Peki, ışınlanma olsaydı güzel olmaz mıydı? “Berk ben şimdi evdeyim, 5 dakikaya oraya geliyorum,” deyip 5 dakika sonra Berk’in olduğu yere ışınlanabilmek ne süper olurdu… Haa, bunun şöyle bir dezavantajı olabilirdi: buluşmak istenmeyen biriyle illa ki buluşulacağında 5-10 dakika geç kalıp “Kedidir kedi” diyebileceğimiz bir trafik ol(a)mayacaktı ve “Trafik yüzünden yav…” diyemeyecektik.

Zamanı durdurma hilesi de hayattan keyif almaya yetebilecek bir hile olurdu belki. Bir insanın genelde sıkıldığı zamanlar, eğlendiği zamanlara göre daha uzun sürer ve eğlenceden keyif almaya hiçbir zaman vakit yetmez, vaktin nasıl geçtiği anlaşılmaz ve sıkıcı, iç daraltan zamanlar geri döner. Zamanı durdurma hilesi olsaydı ne güzel olurdu değil mi? Ya da zamanı yavaşlatma hilesi (bu yine durdurma hilesinin içinde bir ek hile olabilir). Böylece sevdiğimiz ama uzundur görüşemediğimiz biriyle buluştuğumuzda zamanı durdurur veya yavaşlatır, buluşmanın her ânının keyfini doyasıya yaşardık. Üstelik beklettiğimiz başka insanlar olmazdı, olsa bile, “Bu saate kadar neredesin? Geç kaldın!” diyemezlerdi çünkü zaman göreceli bir kavram olmuş olacağı için geç kalmış, bekletmiş olmazdınız. Hani derler ya “Sevmek bir ömür sürer, sevişmek bir dakika” – işte o bir dakikayı dilediğiniz kadar uzatabildiğinizi düşünün… when you just dream about it, you can easily realize… Ayrıca zamanı geri alma gibi bir varyasyonunu düşünmezsek de ayıp olur. Gündelik hayatta o kadar çok yanlış ve hata yapıyoruz ki, zamanı biraz geri alıp hatamızı düzeltebilme imkânımız olsaydı güzel olurdu. Ama bunun da dezavantajı şu olurdu: hatasız bir insan olurduk, ama hatasız olup insan olmak bence kimsenin harcı değil. Hata olmadan bir kere yaşamanın bir anlamı, bir keyfi kalmış olmaz. Düşünsenize hiç hata yapmıyorsunuz, zamanı geri alıp hep düzeltiyorsunuz; estetikli bir hayatla doğal bir hayat aynı olabilir mi?

Tipinizden hoşlanmıyorsanız formda gözükme hilesi olurdu mis gibi. Türk insanı genelde formda gözükmeye, fit olmaya pek önem vermez, verse bile bu genele oranla düşük bir yüzdedir; ancak hiçbir çaba sarf etmeden, ufak bir hileyle formda gözükme imkânınız olduğunu düşünsenize? Haftalarca hatta aylarca çalışıp üzerine bir de bir yığın diyet, sağlıklı beslenme gibi prosedürlere gerek kalmazdı. Haa bunun da dezavantajı şu olurdu: disiplinli bir yaşantınız olmazdı. Formda gözükme hilesini de devşirip estetik hilesi olarak düşünebiliriz. Şimdi kendiyle barışık olan insan var olmayan insan var değil mi? Kimi yüzünün gözünün görünüşünden memnundur, kimi değildir. Hatta memnun olanı bile zorlasanız, “Aslında burnum biraz kalkık olsa, yanaklar da biraz şöyle gergin olsa olurdu – ama olsun ben böyle iyiyim,” şeklinde bir yorum duyabilirsiniz bence. Tek bir hileyle yüzünüzün estetik gözükmesi, kaşınızın, gözünüzün, burnunuzun, ağzınızın tam istediğiniz, hayallerinizdeki gibi olması için bir saniyelik bir işlem muhteşem olmaz mıydı? Bunun da şöyle bir dezavantajı olurdu: herkes birbirine benzemeye başlardı, tektiplik olurdu. Olmazdı demeyin, Google’da “estetik operasyon” diye aratıp bakın bakalım kaç tane birbirine benzeyen kadın bulacaksınız? Ama yine de, Andy Warhol’un popüler kültürle ilgili “Herkes bir gün on beş dakikalığına meşhur olacak” lafına uyarlayacak olursak; herkes bir gün estetiği illa ki ister ve o zaman estetik hilesi, ya da en azından formda gözükme hilesi işe yarar hâle gelirdi.

Şu hayatta sağlık, huzur ve sevdiğimiz insanları yanımızda isteriz; fakat bunların bir kısmının gerçekleşmesi için paraya da ihtiyaç vardır – hele ki günümüzde paraya ve paraya bağlı sağlık ve huzura her zamankinden daha çok ihtiyaç var, ne yazık ki… Ya sonsuz para hilesi olsaydı? Bu konuda ayrı düşünüyor olabiliriz, ancak en basitinden bir sağlık masrafı veya huzurlu olmak için yapılacak en basit eylem için çoğu zaman para gerekebiliyor. Parasız sağlık ve huzurun da yöntemleri bellidir, ancak genel kanı bu konularda yeteri kadar paranın bu koşulların sağlanması için gerektiğiyle ilgili. Daha önce “The Sims” oyununu oynadınız mı bilmiyorum, ancak oynayanlar (oynamış olanlar) bilirler, orada bir hile koduyla bir sürü paranız olabiliyor ve istediğiniz evi alıp içerisini gerçek hayatta alamadığınız pek çok eşyayla döşeyip süsleyebiliyordunuz. Aynı hilenin gerçek hayatta olduğunu düşünsenize? Bir kod yazıyorsunuz ve bu hile sayesinde istemediğiniz kadar paranız oluyor – gerçi fazla parayı kim istemez? Borç ödeme zamanı mı geldi? Hileyi girin ve paranız olsun. Sokaktasınız ve cebinizde para kalmadı mı? Hileyi girin paranız olsun. Bir mağazaya girip bir sürü eşya beğendiniz ama hepsine paranız çıkışmadı mı? Hileyi girin paranız olsun. Bu hilenin de şöyle bir dezavantajı olurdu tabii: her şeyin fazlasının zarar olacağı gibi, paranın da fazlası insanın gözünü kör edebilir; şimdi paranız yeterliyken istemediğiniz bir şeyi, paranız gerektiğinden fazlayken isteyebilir, her şeyi denemek isteyebilirsiniz. Sonuçta faniyiz, şu dünyadan tüm zevkleri tatmadan gitmek olmazdı, ama tüm zevkleri de tatmak doğru olur muydu bilemem.

Fanilikten söz açılmışken; ölümsüzlük hilesi olsaydı da güzel olmaz mıydı? Bazı insanlar ölümle, ölüm gerçeğiyle barışıktır, sorduğunuzda, “Zamanımız gelince biz de öleceğiz,” derler, hatta ölümün zamansız olduğunu o yüzden dilediğimiz gibi yaşamamız gerektiğini söylerler. Bazı insanların da hayatlarındaki hataları, pişmanlıkları o kadar fazladır ki bunların üstesinden gelip daha kusursuz bir hayat yaşamak için, dahası hayat gibi hayat yaşamak için ölümsüz olmayı bile isterler. Ama hayat gibi hayat kime göre neye göredir? Mesela ölümsüzlük hilesini aktif ettiniz ve araba çarptı ama ölmediniz… ne güzel değil mi? Sevdiklerinizle, sevdiğiniz şeylerle beraber yaşamaya devam ediyorsunuz. Ancak ölümsüzlük hilesi olsa bile ilahi adalet denen bir kavram olduğundan da haberdar olmanız gerekir. Ölmeyip de sürünmeyi kim ister? Araba çarptı ölmediniz, ama felç kaldınız… Bununla ilgili hemen sağlık hilesi olsa mesela onu girmek isteyeceksiniz, ama yok! Yani bir yerden kazanıyorken, başka bir yerden illâ feda etmeniz gerekecek.

Uçma hilesi olsaydı keşke... Zamanı durdurma hilesi olmayıp bir de ışınlanamadığınız zaman uçma hilesi olsa istediğiniz yerden gökyüzüne havalanıp istediğiniz yere kolaylıkla uçabilirdiniz. Uçak bileti masrafı yok, beklemek yok, rötar yok -- pilotunuz sizsiniz! Evde ekmek, yumurta ve yoğurt mu bitmiş? Markete yürüyerek gitmek ne kadar sıkıcıdır şimdi... Hâlbuki anında pencereden dışarı uçarak fırlayıp havada süzülerek markete gidebiliyor olsanız ne süper olurdu... Ya da otobüsü kaçırmamak için koşmak yerine uçarak durağa varabilir, günü kurtarabilirdiniz. Haa bunun da şöyle bir dezavantajı olurdu: millet size manyak derdi, adam havada süzülüyor deli mi bu diye düşünürlerdi (zamanında büyücüler yakılmış, idam edilmişti hatırlarsanız), bir de bu uçma hilesini kullanan o kadar çok insan olurdu ki, gökyüzü zombi istilası misali uçuşan insanlarla dolardı -- yeryüzündeki trafik gökyüzüne de taşınırdı yani!

Hem fiziksel özelliğe, hem maddeciliğe önem verenler de dönüştürme hilesi olsa müptelası olurlardı şüphesiz. Hani sonsuz para hilesi olmasa, vatandaş elindeki sıradan bir objeyi parasal değeri olan bir objeye dönüştürmekte hiç vakit kaybetmezdi. Veya popüler birine dönüşme şansı olsa insanın, bunu kullanmanın dayanılmaz bir cazibesi olurdu. Düşünsene bir Türkiye sınırları içinde (erkekler için söylüyorum) Kıvanç Tatlıtuğ olduğunu? Karakter veya kariyer olarak değil, sadece dış görünüş ve ülkedeki insanların tepkisi olarak söylüyorum bunu. O olmazsa Cem Yılmaz var. (Kadınlar için) Beren Saat olmak var, Hülya Avşar olmak var. Ama bu dönüştürme hilesinin de formda gözükme hilesi yani estetik hilesi gibi bir dezavantajı olurdu: herkes birbirinin aynısı olmuş olurdu ve tek tiplik yine bir problem hâlini alırdı. Düşünsene, her tarafta Kıvanç Tatlıtuğ’lar, Beren Saat’ler -- “Aşk-ı Memnu” gerçek hayata uyarlanmış gibi, ne o öyle?!

Neticede göreceğiniz üzere hayatı hileyle yaşamak için pek çok sebep, ancak yaşamamak için de pek çok dezavantaj mevcut. Bu hilelere daha neler neler eklenebilir, ben şöyle kabaca bir toparlamaya çalıştım. Hayatlarımızı zaten elektronik ve teknolojik cihazlar dört bir taraftan sarmışken, hayatın kendisini hileyle yaşamak çok abartılı bir hayal mi olmuş olur bilmiyorum; ancak böyle bir imkân olsa kullanan(lar) muhakkak olurdu bundan eminim. Yine de ilahi adalet denen kavramı yabana atmamakta fayda var; eğer hayat size bir elden hileli yaşamak için bir şans veriyorsa, öteki elden de bir şeyler alması gerektiğini bilir. Eğer bu Tanrı terazisine inanıyor ve işleyişini kabulleniyorsanız, hileli bir hayat yaşarken pek probleminiz olmaz gibi. Sizce?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder