31 Temmuz 2013 Çarşamba

Gülmeyi tutamamak! (bkz. Gülme krizi)



Bir film izliyorsunuz, veya bir toplantıdasınız, otobüste oturuyorsunuz, yolda yürüyorsunuz ve birden aklınıza komik, absürt bir sahne geliyor, ya da o an önünüzde canlanıyor ve gülmeye başlıyorsunuz. Aslında insanın en doğal reflekslerinden biri gülmek... peki, ya gülmenizi tutamazsanız? Ya gülme krizine girerseniz?


Şöyle bir sahneyi düşünün: ilkokul veya ortaokuldasınız, teneffüste veya öğlen arasında arkadaşlarınızla bir konu üzerine şakalaşmışsınız, deliler gibi gülmüşsünüz. Teneffüs/ara bitmiş, derse girmişsiniz. Dersin öğretmeni de en olmayacak kişi, en ufak bir laubaliliğe dahi kızan, sert bir öğretmen. Tam dersin orta yerinde, arada birlikte güldüğünüz arkadaşlarınızdan biri yine o ânı hatırlatır, komik bir şey yaparsa ve gülmemek zorunda olduğunuz hâlde gülesiniz gelirse? Öğretmen de bunu fark edip size dönüp, “Evladım ne oldu, neye gülüyorsun?” derse ve durmanız gerektiği hâlde daha fazla gülesiniz gelirse?

Evet işte o an! Tam da o bilindik ândan söz ediyorum! İçinizden gülme dürtüsü gelir, bağıra bağıra, yerleri teperek gülesiniz, ter içinde kalasınız gelir; ancak ortam öyle müsait değildir ki gülmemek için kendinizi tuttuğunuzdan ötürü daha fazla gülmeye başlarsınız. Gırtlağınızdan ve burnunuzdan, “Knnhh...” sesleri gelmeye başlar. Tam bir saniyeliğine, hatta ondan da çok kısa bir süreliğine gülmenin bir parçası istemsizce ağzınızdan “Ehe...” diye çıkıverir... işte ondan sonra o gülmeyi içinizde tutun tutabilirseniz -- çünkü en zoru odur!

Madem gülmeyi tutamamak ve gülme krizine girmek hakkında konuşacağım, hemen neden gülündüğüne, gülünce vücutta neler olduğuna dair kısa bir özete girişeyim;

TDK diyor ki: “İnsan, hoşuna veya tuhafına giden olaylar, durumlar karşısında, genellikle sesli bir biçimde duygusunu açığa vurmak.”

Bu konuda nedirvikipedi.com’da şöyle bir yazıya rastladım, paylaşmak isterim:

“Bebekler doğar doğmaz içgüdüsel olarak ağlarlar, ama ancak dört hafta sonra gülümsemeye başlarlar. Anne ve babanın bundan mutluluk duyduğunu hissettikçe bebeklerin gülmeleri fazlalaşır.”

Yani ta bebeklikten gelen bir mesele olmakla birlikte, kaynağında belki de şu yatıyor olabilir: insanların sizin güldüğünüzü görüp bundan mutlu olmaları ve sizin bu yüzden gülmeniz, hatta daha da fazla gülmeniz... belki bu da bir sebeptir? Kim bilir...

Şu satırlar, gülmenin fiziksel olarak etkilerini biraz daha iyi özetliyor sanki:

“Gülmek bir çeşit dışa vurum gibidir. Gülerken kalp atışı hızlanır derin nefes alınır beyin tarafından ‘endorfin’ denilen kimyasallar salgılanır. Endorfin ise vücudumuzda gerginliği ağrıyı azaltır.”

Bu endorfin mereti çok ilginç bir şey, bununla ilgili daha sonra yayınlayacağım bir spor yazısında da değineceğim. Mutluluğun, heyecanın altındaki temel etken bu endorfin!

Yazı devam ediyor:

“Gülmek de üzüntü veya öfke gibi bir boşalma yoludur, ancak bunun niçin böyle olduğu tam olarak bilinmiyor. Şüphesiz hepimiz güldükten sonra kendimizi daha iyi hissediyoruz. Gülerken bedendeki gerginlik kaslardaki denetimin yitirildiği noktaya kadar azaldığından sandalyeden düşebiliyoruz veya birçok olayda kendimizi tutamıyoruz.”


Gülmenin vücuda faydaları

Şimdi bir an için arkanıza yaslanın (psikolog lafları) ve çok güldüğünüz, katıla katıla güldüğünüz bir anıyı gözlerinizin önüne getirin... Gülmekten gözlerinizin yaşardığı, yanak kaslarınızın acıdığı, karnınızın yandığı, göğsünüzde bilemediğiniz bir rahatlığın, nefes alıp verirkenki o içinize baharat çekmişsiniz gibi hissettiğiniz ânı düşünün. Güldükten sonra ne kadar da rahatlıyorsunuz değil mi?

Şu yazıda gülmenin temel özelliklerine, vücutta ne gibi etkileri olduğuna biraz daha değiniliyor. Bebekler günde ortalam 300 kez gülüyor, yetişkinlerde bu oran 20’de kalıyor. Yüzümüzden kaburga kaslarına kadar 150-200 kadar kas harekete geçiyor. Yani tutamadığımız gülme sırasında aslında vücutta pek çok şey oluyor. Gülme sırasında nefes saatte 100 km hızla ciğerlere çekiliyor ve parçalar hâlinde dışarı veriliyor. Berlin Hür Üniversitesi'nden Prof. Carl Niemitz de şöyle diyor; “Sadece yüzümüzde 40 tane kas çalışıyor. Buna bir de kaburga kasları eklenince gülme sırasında 150-200 tane kasın çalıştığını söyleyebiliriz.”

Bunların yanı sıra, gülmek diyaframı da çalıştırdığı için güldüğümüzde karnımız ağrır, deyim yerindeyse karnımıza yumruk yemiş gibi oluruz.

Uzman.TV’deki şu videoda Enerji Teknikleri Uzmanı Gülcan Arpacıoğlu konuyla ilgili, anlattıklarımı özetler nitelikte bir özet sunuyor.


Bir tedavi yöntemi olarak 'gülmek'

Gülmenin olumlu etkenlerinden biri de şu: gülmek bir tedavi yöntemidir. Bu yeni bir bilgi olmadığı için şaşırmadığınızı tahmin ediyorum. Şimdiye kadar gülerek tedavi yöntemi gibi bir şey elbet duymuşsunuzdur. Bunun nedeni de şu: gülmek bir ilaçtır. Tabii insanlar prospektüslü, sabah akşam almalık ilaç olarak görmedikleri için itibar etmeleri zor olabilir. Ama bakın Hintli doktor Madan Kataria (Uzman.TV videosunda da adı geçiyor) gülmeye nasıl itibar ediyor ve bunu bir iyileşme yöntemi olarak kullanıyor...

“Alışılmadık bu tedavi yöntemini Hintli doktor ilk kez 1995 yılında Mumbai'de bir parkta denemiş. Hastalarıyla beş kişilik bir halka oluşturarak kahkahalarla gülüyorlarmış. Grubun üyeleri zamanla artarak 50 kişiye çıkmış. Bugünse Kataria bu tedavi yöntemini tüm dünyada hayata geçiriyor. 60 ülkede yaklaşık 6 bin gülme kulübü bulunuyor ve buralarda hep birlikte gülünüyor.”

Buradaki etkenlerden biri de şu, zaten makalede de değiniliyor; vücudun gerçek gülüşle sahtesini ayırt etmesi zor, hatta imkânsız. Yani eğer gülüyorsan gülüyorsundur, o yüzden gülmenin bir nedeni olmayabileceğini söylüyorum. Ama doktor Kataria’nın şu lafı olayın püf noktası: “Zaten sahte bir gülüş bir süre sonra gerçeğe dönüşüyor. Deneyin göreceksiniz."

Gülme yogasına ait bir video:




Makalede araştırmaların, gülmenin ne denli faydalı olduğunu gösterdiği de bir gerçek. Bağışıklık sisteminin güçlenmesinden stresin azaltılmasına, daha iyi ilişkilerden daha rahat bir sindirime kadar çeşitlilik gösteriyor. Hatta önceki paragraflarda yazdığım gibi, spor gibi bir etki yaratarak endorfin salgılanmasına olanak sağlıyor. Bu çok önemli.

Doktor Kataria, gülmenin bir terapi şeklinde uygulanabildiğini, her gün 15-20 dakikalık ufak seanslarla gülünebileceğini belirtiyor. “Bunun için komedi filmi açmayın,” diyor, “tüketilebilir herhangi bir üründeki gülme oranı düşüktür ve kişiden kişiye fark edebilir. Siz sadece gülün.

Tamam. Diyelim ki biri komik bir şey anlattı (fıkra, hikâye, komik bir ânı vb.) ve sizinle birlikte herkes güldü... Ama sizde tuhaf olan bir şey var: sizin gülmeniz bitmedi, hatta artarak devam edecek gibi duruyor. Herkes ciddileşmişken, o toplu gülmenin ardından içinizden yavaş yavaş gelmekte olan o yeni gülme dalgasını ne yapacaksınız? İşte dananın kuyruğunun koptuğu yere geldik: neden güldüğünüzü karşı tarafa anlatmak, veya anlatmaya çalışmak ama başaramamak...


Osuruğa gülenin osuruk kadar aklı yoktur!

Herkes insanoğlu ama kimse aynı değil; herkesin güldüğü binbir çeşit şey var. Ben mesela kendimi ota boka, hatta deyim yerindeyse osuruğa gülen biri olarak tanımlıyorum. Bu yüzden çok kez "Osuruğa gülenin osuruk kadar aklı yoktur" aşağılamasına maruz kalmışımdır, ama eminim ki bunu diyenlerin de güldükleri başka osuruktan mazeretleri vardır, eminim! Ayrıca gülmenin akılla ilgili bir şey olmadığı -veya olmayabileceği- de bir gerçek. O yüzden bu lafa takılmamakta fayda var; bu laf, gülünecek durumda gülmemeyi beceren gıcık insanların karşısındakini aşağılama yöntemi. Ben gülerim... Hatta ben, sırf karşımdaki insan gülüyor diye gülebilen biriyim. Veya karşımdaki ciddiyken bile gülebilen biriyim. Biri osursa gülerim, hapşırsa gülerim. Daha doğrusu gülebilirim diyeyim, garantisi yok! Ha mesela, hıçkırık en çok güldüğüm durumlardan biridir; gerek kendi hıçkırığımda, gerek başkasının hıçkırığında acayip gülesim gelir. Aynı şekilde geğirme sesine de kimi zaman güldüğüm olmuştur.

Eminim pek çok kişinin daha, yukarıda saydığım konular kadar benim gibi güldükleri pek çok durum ve mevzu vardır. Ancak gülmeyi tutmakla tutamamak arasında da ince bir çizgi var; o çizgiden sonra karşı taraf kızabiliyor işte. Eee, ne yapacağız o durumda?

Mesela şurada örneği olan videodaki spiker abimiz gibi. Spiker bey stüdyoda iki konuk ağırlıyor: birinin tümör ameliyatı esnasındaki bir hata yüzünden ayakları tutmuyor, ötekinin başka bir operasyon sırasında ses tellerine bir şey olmuş. Spiker abinin de koptuğu nokta, ses telleri zarar gören şahıs. Ama öyle böyle kopmak değil...




Videonun Türkçe altyazılı hâline buradan ulaşabilirsiniz.

Bu videoyu ilk izlediğimde, üstteki paragraflarda saydığım mevzulara güldüğümü söylediğim için, ne kadar çok gülmüş olabileceğimi tahmin edersiniz herhalde. Gülmekten yerlere yatmıştım. Video Youtube’da da bir hayli izlenme sayısı elde etti. Tabii sonradan bir araştırmayla öğrendim ki, bu program aslında bir skeçmiş ve uzun süre gerçek sanılmış. İnsanlar da videoyu izleyip, “Spikerin yerinde olmak istemezdim,” tarzı yorumlar yapmışlar.

Hadi diyelim bir şey komiğimize gitti gülüyoruz, deriz ki “Yav biri şöyle bir şey demişti/yapmıştı, aklıma o geldi o yüzden gülüyorum”... Sinirimiz bozulduğunda gerçekleştirdiğimiz gülme krizini nasıl açıklayacağız, anlatacağız? İnsan her zaman komiğine giden bir şeye gülmeyebilir, yeri gelir siniri de bozulabilir ve sinir bozukluğu ânında herkes illa kızmaz, somurtmaz -- kimileri de güler!

Ablamız videoda görüldüğü üzere gülmesini tutmak için fena çabalıyor.




NTV'deki şu spiker hanım da gülmeyi tutamama konusunda büyük başarı gösteriyor:




Ya da İngiliz program sunucusu abimizin sorudaki sporcunun ismini söylerken gülmesini tutması ve tutamaması arasında kaldığı an:




Birkaç sene önce Skype’ın şu laughter chain, yani kahkaha zincirini keşfetmiştim ve ilk izlediğimde, hatta ikinci, üçüncü izleyişlerimde de, tahmin edebileceğiniz üzere kopmuştum. Demiştim ya gülen kişiyi bile izlesem gülerim diye, aynı o hesap.




Biri bir videoya gülüyor bunu kaydediyor, öteki onun videosuna kopup bunu kaydediyor, başkası onunkine, beriki ötekininkine... derken böyle böyle bu video oluşuyor. Videodaki herkesin sırf komik olduğu için gülmediğine bahse girerim -- kiminin siniri bozulduğu için gülüyor olabilir. Mesela sondaki teyzenin gülmesi artık gülme değil, aşmış bir kahkaha biçimi; kopuyor, tuhaf sesler çıkartıyor, kendi kendine gülüyor, tutamıyor...


Sizi ciddiyete davet ediyorum!

Gülmenizin gelip de gülmemek zorunda olduğunuz durumlardan biri de genellikle ciddiyetin hâkim olduğu durumlardır. Bir toplantıdasınızdır, veya ilk paragraflarda örneğini verdiğim üzere derstesinizdir, veya sessiz olunması gereken bir ortamdasınızdır ve herkes birbirinden ciddiyet beklerken, sizin içinizden, tam da o zamanda, Murphy Yasaları'na uygun biçimde gülesiniz gelir (artık aklınıza komik bir şey mi geldi, yoksa adamın tekinin mimiğine mi takıldınız?) ve kendinizi tutamazsınız. Hani böyle herkesin güldüğü, gülmenin son derece normal karşılanacağı bir ortamda güleceğiniz varsa istediğiniz kadar gülersiniz ve biter; ama durum, gülmeyi gerektirmeyen, gülmenin tuhaf karşılanacağı bir ortam olursa yandınız! İnsanın ister istemez gülesi gelir. Sırf bu yüzden ne ocaklar söndü, ne aileler dağıldı, insanlar işsiz kaldı, hamile kadınlar çocuklarını doğuramadı, kaç genç delikanlı maça yetişeyim derken sonuna yetişti...


Gülmeyi kontrol edebilseydiniz?

Bir ortamda komik bir şey dediniz, etrafınızdaki insanlar da güldü, ama gülenlerden biri gülerken aynı zamanda burnundan hava kaçırıyor, “Hoorrr! Hoorrr!” diye ses geliyor. Siz hem kendi anlattığınıza ya da başkasının anlattığına gülüp, üzerine bir de bu sese gülüyorsunuz ve duramıyorsunuz. Ne yapacaksınız?

İşte o en önemli mesele: gülmeyi tutabilmek, bastırabilmek. Gülme krizine girmeden kendinizi kontrol edebilmek. Nasıl yapacaksınız?

Aklınıza hemen kötü bir anıyı getireceksiniz, gerçekten zor durumda olduğunuz, üzüldüğünüz, düşününce rahatsız olduğunuz bir anıyı ve zihninizi sadece onu düşünmeye zorlayacaksınız, ona yoğunlaşacaksınız. Gülmenizin geçtiğini düşünseniz bile rahatlamayın, içerde bir yerlerde saklanıyor olabilir, o yüzden bir süre daha aynı anıyı düşünerek kendinizi yatıştırın. Şunu unutmayın ki gülme geldiğinde kalp atışlarınız hızlanmış olur ve gülme boyunca da kalp atışları hızlıdır. Bu nedenle belki de kalp atışlarınızı dinleyerek sakinleştiğinizden emin olabilirsiniz.

Gülmeyi tutamamak kötü bir şey değil (kötü; kime göre neye göre?), insanların verdikleri tepkiye göre değişen bir durum. Dolayısıyla gülmenizi kimi zaman tutamıyorsanız yalnız değilsiniz; dünya üzerinde sizin gibi pek çok kişi var. Emin olun bu pek çok kişi şimdiye kadar defalarca gülmeyi tutmakla cebelleşmiş ve sonuç olarak ya tutamamış ve koyuvermiştir, ya da tutmayı becerebilmiştir.

Bir yöntem daha var gülmeyi tutabilmek için, ama bu, öteki yönteme göre biraz daha zorlu. Basit, ama zorlu. Gülmeniz geldi diyelim ve etrafta gülmenizi tasvip etmeyeceğini düşündüğünüz insanlar var; hemen derin bir nefes alın, bayağı derin hem de, derin bir iç geçiriyormuş gibi. Ama dikkatli olmanızda fayda var, çünkü Allah’ın cezası gülme krizi tam o nefes alma sırasında ortaya çıkabilir, hem de ansızın ortamdaki birinin yaptığı bir hareketi göz ucuyla görmeniz neticesinde. Derin nefes aldıktan sonra o nefesi uzunca verin ve aynı anda elinizle göğsünüze bastırın. İşe yaraması lazım, değilse öteki yöntemi kullanın. O da olmuyorsa, imkânı yok güleceksiniz!


Gülmek bir lükstür

Peki biz neden gülmeyi tutmak zorunda kalıyoruz? Neden yeri geldiğinde gülünür, yeri gelmediğinde gülünmemesi gerekir? Bence tek bir cevabı var: diğer insanlar sinir olmasın diye! Bundan daha başka mantıklı bir neden gelmiyor aklıma ne yazık ki. Gülmek anlık gelen ve her zaman sebebi olmayacak bir şeyse güleceksin ve karşı tarafın da buna saygısı olacak, bu kadar basit. Kimseye git cenazede gül demiyoruz ya sonuçta! Kişinin gülmesi geliyorsa, bu o kişi için bence bir nimettir ve güleceği varsa gülmelidir.

Şunu aklınızdan sakın ha çıkarmayın: gülmek bir lükstür (Cem Yılmaz öyle diyor!),




dahası gülmek bir tedavi yöntemidir. Dolayısıyla gülmeniz geldiğinde gülmeyi tutamamak gibi bir durumla karşı karşıya gelirseniz, gülün gitsin... İnsanlar size tuhaf, kınayıcı, eleştirel, kızgın gözlerle bakabilir -- sektör edin! En kötü ihtimalle komik bir anınız olmuş olacak ki bu da en kötü ihtimal, yani rahat olun. Ha belki şu bahane işinizi görebilir: hani hapşırığı tutmak kimi zaman ölümcül olabiliyor ya (Google'da aratırsanız hapşırığı tutarak ölme konusunda birkaç haber var), siz de gülmenizi tutamayıp gülme krizine girdiğinizde insanlar sizi eleştirince, “Tutarsam öleceğimi sandım! Ne yani ölse miydim?!” deyip yırtabilirsiniz. Nasıl olsa karşı taraf sizin lafınızı anlayıp “gülmek... ölmek?... ne alaka?” diyene kadar iş işten çoktan geçmiş olacak.

Son olarak, bir süre önce izlerken güldüğüm ve keyif aldığım bir canlı yayın vakası videosunu paylaşarak huzurlarınızdan ayrılıyorum. Orijinali de var (YouTube'da "Şerif Issı" diye aratabilirsiniz), ben Okan Bayülgen'li versiyonunu daha çok beğeniyorum. Gülmezseniz dert değil, ama gülerseniz bir teşekkürü isterim! :)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder