22 Mayıs 2013 Çarşamba

Order ettim! (Bir Plaza Türkçesi)



Yok eski Türkçeydi, yok yeni Türkçeydi (İstanbul Türkçesi) derken, bir yandan da kapitalizm ve onun bize dayattıkları vesilesiyle dil bambaşka bir hâl alıyor ve ortaya, dayatılmakta olan yeni kelimelerle, içimizde var olan kelimelerin karışımı bir konuşma dili, yeni bir Türkçe çıkıyor: Plaza Türkçesi, nam-ı diğer Türkilizce. Bunu process edip gerçek hayatta apply edebildiğimiz sürece hiçbir sorun yok!

28 Nisan 2013 Pazar

Ritüele çomak sokmak!



Doğduğumuz andan itibaren hayatın içindeki belli bazı ritüellerle karşılaşır ve kimi zaman kendi ritüellerimizi gerçekleştiririz. Bu ritüeller küçüklüğümüzde bize pek bir anlam ifade etmeyip yalnızca belli birtakım sözlü, yazılı veya eylemsel davranışlar bütünü olduğu hâlde, yaşımız ilerledikçe bu ritüellerin biçimini ve amacını daha fazla kavramaya başlarız. O noktadan sonra ise şu soru zihnimizde belirir: Ritüeller niçin var? Ne kadar gerekli?

23 Nisan 2013 Salı

Hayatı hileyle yaşamak...



Günlük hayatımızın vazgeçilmezi elektronik ve teknolojik cihazlarla o kadar çevrilmiş durumdayız ki, hepsinde vakit geçirmek için birtakım uğraşlar bulmak mümkün. Flash destekli, bağımlılık yaratan, saatleri, bazen günleri öldürdüğümüz oyunlar; onların dışında masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda oynanan oyunlar ve daha niceleri… Kimi zaman bu oyunları hileyle oynadığımız da oluyor, itiraf edelim şimdi. Ancak böyle yaparken pek çoğumuzun aklından, “Keşke hayatta da böyle hileler olsaydı…” diye geçiyordur muhakkak. Sahi, hayatı da hileli yaşasaydık nasıl olurdu?

21 Nisan 2013 Pazar

Ne ekersen onu biçersin.



2010 yapımı Christopher Nolan’ın yazıp yönettiği “Inception” filmi; insan zihninin çalışma, algılama ve bilinç/bilinçaltı ilişkisini başarılı biçimde anlatan bir bilimkurgu filmi. Filmde anlatılan hikâyeye dayanarak; düşüncelerimizi, korkularımızı, heyecanlarımızı, telaşlarımızı, endişelerimizi hep kendimiz kafamızda yaratıyor ve yok ediyoruz. Bu etkileşimin sonucu olarak yaptıklarımız, başımıza gelenlerin kanıtı olmuş oluyor. Yani hayatta yaşadığımız her şey gelip geçici, ama zihnimiz ve bilincimiz bâki kalıyor. Ne ekersek onu biçiyoruz…

4 Nisan 2013 Perşembe

Yasağın ilk kuralı onu çiğnemektir.



Yasak, insanı bir şeyi yapmaya en çok teşvik edici etkenlerden biridir kesinlikle. Bir şey yasak olduğunda onu yapmanın hazzı, genelde yapılabiliyor olduğundakinden çok daha fazladır. Kural çiğniyor olmak, insanın içinde alevlenen özgürlük ve isyan duyguları, birilerinin sizi uyaracağını bilerek buna karşı gelme hissi vb. pek çok şey yasağın delinmesi için önemli bir faktördür.

29 Mart 2013 Cuma

BİN DOKUZ YÜZ SEKSEN DÖRT



George Orwell’in bir korku imparatorluğu, bir distopya olarak kaleme aldığı “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” adlı kitap; hem günümüzün genel olarak toplum düzenini, hem Büyük Birader kavramını, hem iktidar-vatandaş ilişkisini, hem de bugünün Türkiye’sini çok güzel özetleyen, rahatsız edici bir hikâye.

16 Mart 2013 Cumartesi

To believe or not to believe Just in Bieber



İlk olarak Youtube’da “Baby” adlı şarkısıyla keşfedildiğinden beri, bundan asırlar önce Hz. Musa’nın Kızıl Denizi ikiye bölmesi gibi, gençliği ikiye bölen Kanadalı bir şarkıcı Justin Bieber. Seveni ölümüne sevip, sevmeyeni ölümüne sevmiyor. Arada “Sesi iyi, ama hayran kitlesi kötü” şeklinde “Kendisi iyi ama çevresi kötü” tarzı yorumlar da olmuyor değil. Peki nedir hayran kitlesini çığlık çığlığa bıraktırıp, hayran kitlesi olmayan öteki kitleyi “Justin” dendiği anda tiksindiren faktör? Mesele popüler kültürdeki Bieberizm etkisine inanmak ve inanmamaktan mı ibaret?